12.5.2015
YOZGAT YENİGÜN GAZETESİ
Merkezi İstanbul’da bulunan Yozgat Platformu Başkanı Sayın Kâzım Ekinci’yi herkes bilir sanırım. Ekinci’nin İstanbul’da Yozgat dernekleri içerisinde ne kadar etkili bir isim olduğu, ne kadar aktif bir rol oynadığı izahtan vârestedir. “Yozgat” özneli tüm aktiviteleri yakın takibe alır ve çok büyük bir engel durum yoksa mutlaka icabet eder. Yozgat’a da sık sık ziyaret gerçekleştirir, kamuoyuna şekil verme ehliyetindeki hemen herkesle, tüm kurum ve kuruluş temsilcileriyle dirsek temas sağlar. Geçen gün, başkanı olduğu Yozgat Platformu’na üye Boğazlıyan ve Köyleri Derneği’nin her yıl düzenlediği dayanışma gecesine katılan Ekinci, burada yaptığı konuşma ile yine bütün dikkatleri üzerine çekmesini bildi. Yozgatlı bürokratların sivil toplum kuruluşlarına mesafeli durmalarından yakınan Ekinci, “Ne zaman bürokrat, makam ve mevkisini kaybediyor, o zaman Yozgatlı olduğu aklına geliyor. O zaman da senden, benden daha Yozgatlı görünüyor. Sözde tabiî ki. Bizler diyoruz ki, bulunduğunuz makamların gelip geçici olduğunu ama Yozgat ve Yozgatlıya hizmetin bir şiar olduğunu unutmamanız gerekir” dedi. İstedim ki bu açıklama araya gitmesin! Oldukça canalıcı bir konuya değinmiş Sayın Ekinci. Yakın olsam, “bürokrat” tanımlamasıyla ne kastettiğini öğrenmek isterdim. Kelime mânâsı itibarıyla, “devlet kurumlarında çalışan üst düzey yönetici”yle sınırlı tutmuşsa yakınmasını, kaçak güreşmiş bence. Kaçak güreşmekle kalmamış, biraz da mevzuu tersten anlatmayı yeğlemiş. 30 yıllık gazeteciyim. Tanıdığım her üstdüzey devlet yöneticisini, hemşehrilerinin beklentilerini karşılamak için âdeta çırpınır buldum. Bu pozisyondaki çoğu yönetici, bir şekilde kendini siyaset yapma liyakatinde gördüğü için, işin tabiatı gereği hemşehriyle ünsiyet kurdu mecburen. Sorun, bunların siyaset yapma kararı almalarından itibaren başgösterdi hep. Yâni, asıl yakınma bürokratlardan yükseldi. “Onca yıldır hizmetlerine koştum, sıra oy istemeye geldiğinde umduğumu bulamadım” dedi çoğu. Dile getirmese de bu niyet üzere tavır geliştirdi. Umduğunu bulamamak, siyasette mesafe alamamak anlamı taşıyor. Eğer ki, bir bürokrat bir sivil toplum kuruluşuna sırt dönüyorsa, mutlaka bir siyasî deneyim geçirmiş, bir oy alışverişine girişmiş demektir. Dolayısıyla, Sayın Ekinci’nin tespiti, ya bir yanlış bilgilenmeye –ki zannetmiyorum- dayanmaktadır ya da bir politik varyasyon içermektedir. Sayın Ekinci’nin siyasete gözkırptığını bildiğim için, -saklayamam- sözkonusu açıklamayla zihnimde şöyle bir hissiyat uyandırdı: -Günü saati geldiğinde desteğinizi esirgemezseniz ve Allah nasip eder, parlamentoya uzanırsam, size asla sırt dönmeyeceğim! Bu tür yakınmalara fırsat vermeyeceğim! Yâni, önceki yüzlerce örnekte olduğu gibi. Şekil ‘a’da görüldüğü gibi yâni. İnşallah muradı gerçekleşirde Sayın Ekinci’nin nasıl bir parlamenter portresi çizdiğini hep birlikte değerlendiririz. Kendisi hakkında bugünden samimiyet sorgulaması yapamam! Ammalâkin, mevcudu sorgulamak adına o kadar çok done var ki elde, hangi birisine yoğunlaşsam, amaç hasıl olur. Arzettiğim veçhile milletvekili seçildikten sonra başgösteriyor sorun. Seçilene kadar mavi boncuk dağıtıyor, seçildikten sonra eyvallah etmiyor çoğu parlamenter. 12 Eylül 1980’i baz alırsak, bugüne değin 8 genel seçim geçirmişiz ve tamı tamına 46 milletvekili seçmişiz, biliyor musunuz? En ilgilimiz, en uyanığımız bu isimlerden 10 tanesini çekip çıkartmakta hayli zorlanacaktır, eminim. İsterseniz sağlamasını yapalım. -Selahattin Taflıoğlu ya da H. Mükerrem Hiç, ne anlam ifade ediyor?.. -??? Zor bir soru hakikaten.. Daha kolayını buldum.. Buyrun cevaplandırın! -Ahmet Bağçeci, Mahmut Orhon, S. Ahmet Dalkıran, Yaşar Erbaz, Hüseyin Erdal, İsmail Durak Ünlü, Emin Koç, Abdullah Örnek, Yusuf Bacanlı isimleri ne çağrıştırıyor? -??? Yine olmadı zannedersem… Daha daha kolaylaştırayım o hâlde. - Ahmet Erol Ersoy, Mesut Türker, Şuayip Üşenmez, Kazım Arslan, İlyas Arslan, desem… Birazcık çıngı yandı değil mi? Tabiî ki, mevzuu milletvekili sorgusuyla açtığım ve sağlama çağrısında bulunduğum için, yukarıdaki isimlerin zamanında hangi etikete sahip oldukları anlaşılmıştır. Zaten, anlayıp-anlamamakla değil, hatırlanıp hatırlanmamakla ilgiliyim ben. * Geçtiğimiz günlerde makamını kaybeden Kültür ve Turizm eski Bakanı Sayın Ertuğrul Günay, Antalya’nın Demre İlçesi’nde “Sayın Bakanımız Demre’de gün ışığına çıkardığınız tarih için size minnettarız” yazılı afişlerle karşılaştı. Sayın Günay’ın memleketi Ordu’da da benzer pankartlarla karşılanması gündem oluşturdu. Yozgat Platformu Başkanı Sayın Kâzım Ekinci’nin sözkonusu açıklamasıyla, Kültür ve Turizm eski Bakanı’na gösterilen teveccüh arasında bağ kurdum nedense.. Bugün popülaritelerinin zirvesinde olan ve katıldıkları her organizasyonda gurur okşayıcı pankartlarla karşılanan bizim siyasilerimiz, makamlarından/mevkilerinden olduklarında, benzer bir ortam bulurlar mı meçhul! Şu bir gerçek ki, ölümsüzlük iksiri siyaset müessesinin inhisarında. Farkında olana ve gereğinin peşinde koşanlara ne mutlu! Kâzım Ekinci’nin de kulakları çınlasın bu arada.
 
 
 
 

  • AYHAN VURAL

  • YOBİTAŞ

  • ELİF GRAFİK

  • KEMOS GRUP
 
 
   
 
 
BASIN ODASI ÜYE DERNEKLER FALİYETLERİMİZ
 
Yozgat Platformu © Tüm Hakları Saklıdır